“ÖĞRETMENDEN ÖĞRETMENİNE GÖNÜLDEN MEKTUP”

UMUTLARIM YEŞERDİ

Anadolu’nun küçük bir ilinin küçücük bir ilçesinin gözden uzak bir beldesinde dünyaya geldim.
Şair, “ Gitmesek de görmesek de…” diyordu ya, işte gerçekten gelinmeyen, görülmeyen bir
beldedeydim. Benim yaşadığım köyde altı ay ilçeyle olan yol kar yüzünden kapalı olurdu. Acil
durumlarda ilçeye at arabalarıyla gidilirdi. İşte böyle bir köyde bir çocuk hangi hayalleri kurarsa ben de
o hayalleri kurardım. Etrafımdaki insanların neredeyse hepsi bu köyde doğmuş ve muhtemelen bu
köyde öleceklerdi.
Bizim evimiz köyün dışındaydı. Okula yaklaşık bir kilometre uzaktaydı. Bu mesafe bir köy çocuğu
için rahatlıkla yürüyerek gidilebilecek bir mesafeydi. Ama kışın özellikle de karın çok yağdığı ve kar
fırtınasının olduğu günlerde okula gidip gelmek her çocuğun başarabileceği bir durum değildi. Kaç defa
babamın beni ve benden iki yaş büyük abimi koltuklarının altına alarak okuldan eve getirdiğini
hatırlarım.
Yukarıda anlattığım şartlarda yaşayan bir çocuğun başına gelebilecek en güzel şey iyi bir ilkokul
öğretmenine denk gelmektir diye düşünüyorum. Ama maalesef bu mektupta yazamayacağım ilgisiz,
sert, geldiği yeri sevmeyen, yaptığı işi anlamamış bir öğretmene denk gelmiştim. Ben çalışkan, kurallara
uyan bir öğrenci olduğum için öğretmenimle bire bir herhangi bir sorun yaşamamıştım. Ama çok
sevdiğim sınıf arkadaşlarımın çoğuna kötü davranması onu sevmemem için bana yeterli bir sebep
olmuştu.
İşte bu şartlar içinde ve birçok olumsuz davranışına şahit olduğum ilkokul öğretmenimden sonra
ortaokula başlamıştım. Okumayı çok seviyordum. Ama büyük laflar edemeyeceğim maalesef hiçbir
hedefim yoktu. Evet, okumayı, başarılı olmayı çok seviyordum. Okulda arkadaşlarımla zaman geçirmeyi
çok seviyordum. Ama işte hepsi bu kadar. Bunun ötesi ilkokulu bitirdiğimde maalesef bende
oluşmamıştı.
Sevgili ortaokul öğretmenlerim Fakı Hoca’m ve Hayri Hoca’m bu olumsuzluklardan sonra
karşıma çıkan umut ışığıydılar.
Sevgili öğretmenim Afyonlu Fakı Hoca’m Türkçe öğretmenimizdi. Çok disiplinliydi ama asla bize
kötü davranmıyordu. Babacan bir tavrı vardı. İşte o babacan tavır hepimizi daha çok çalışmaya sevk
etmişti.
Ben ortaokul birinci sınıfta okurken abim ortaokul üçüncü sınıfta okuyordu. O gün eve
geldiğimde abim bana dedi ki bugün Fakı Öğretmen bizim sınıfta senin kompozisyonunu okudu. Çok
beğendiğini söyledi. Ben inanılmaz mutlu olmuştum. Ama dedim ki keşke hocam bunu bizim sınıfta da
söylese. Bu durumda daha da mutlu olurdum. O gece sabahı zor ettim, çok heyecanlıydım. Acaba yarın
Türkçe dersinde hocamız ne söyleyecek? Bir türlü uykuya dalamıyordum, o telaşla uyuyakalmışım.
Uyandım ama çok heyecanlıydım. Bu heyecanın içinde gurur da var. Fakı Öğretmen’in beğendiği
bir öğrenci olmak ayrı bir gurur vesilesiydi benim için. Ama bugün yaşanabilecek şeyler beni daha da
heyecanlandırıyordu.
İşte bu telaş içinde okula doğru yol aldım. Türkçe dersi üç ve dördüncü saatteydi. Bir ve ikinci
saat çok sevdiğim Trakyalı Hayri Öğretmen’imin dersi vardı. Çok tatlı bir öğretmendi kızması bile
tatlıydı. O gün benim için önemli olan Türkçe dersiydi, onun için hem dersini hem öğretmenini çok
sevdiğim matematik dersi bugün benim için önemini yitirmişti.
İşte beklenen an benim için gelip çatmıştı. Sınıfta her zamankinden çok farklı bir heyecanla Fakı
Öğretmen’i bekliyordum. O disiplinli öğretmen geleceği için hem saygıdan hem de sevgiden sınıfta
herkes sessizce öğretmenini bekliyordu. Abimin bana anlattığı olayı kimseye anlatmamıştım.
Fakı Öğretmen’im kapıdan içeri girdi. Her zamanki gibi ciddiydi ve koltuğunun altında kitaplar ve
yazılılarımız vardı. Hepimiz ayağa kalktık. Selamlaşma faslından sonra oturduk. Öğretmenim ders
defterini doldurdu, yoklama aldı. Benim ismimi okuduğunda ses tonundan daha bir sevecenlik
hissetmiştim. Evet, bugün benim için büyük bir gündü. Altıncı sınıftaki bir köy çocuğu güzel bir şey
yaşayacağı zaman ne kadar heyecanlanır; bunu sadece bir köy çocuğu bilebilir. O heyecanı çevresindeki
tüm büyükler anlar. Bence Fakı Hoca da anlamıştı. Onun anlamış olma ihtimali beni daha da
heyecanlandırmıştı.
Öğretmenim yoklama faslını bitirdi. Önce sınıfa baktı, sonra yazılı kâğıtlarımızı eline aldı ve
okumaya başladı. Dilek, Esen, Mehmet Ali… isimler ve notları okundukça benim heyecanım
katlanıyordu. Aydın ismi öğretmenimin ağzından bir türlü dökülmüyordu. İsimler okunuyor, notlar
söyleniyor, kimine nasihat ediliyor, kimine fırça atılıyor, kimine teşekkür ediliyor. Evet, beklenen an
gelmişti, çünkü Fakı Öğretmen’in elinde bir kâğıt kalmıştı. O heyecanla kimlerin ismi okunmadı
bilemezdim. Fakı Hoca’nın elinde bir kâğıt kaldığına ve benim de notum okunmadığına göre bu kağıt
benim olmalıydı.
Sınıfta büyük bir sessizlik vardı. Ben çok heyecanlı olduğum için gözüm kimseyi görmüyor,
kulağım hiçbir şey duymuyordu. Tüm arkadaşlarım bugün farklı bir durum sezinlemişti veya bana öyle
geliyordu.
Fakı Öğretmen’im önce kâğıdıma sonra bana baktı. Adımı söylediğinde ayağa kalktım ama
kalbim duracak gibiydi. “Aydın, öğretmenlik hayatımda bugüne kadar bir kişi benden on üzerinden on
aldı. Sen tam not alan ikinci öğrencimsin. Kutluyorum seni.” dedi.
Sevgili Fakı Öğretmen’im, Anadolu’nun küçük bir beldesinde yaşayan o çocuk ailesiyle İstanbul’a
göç etti. Liseyi çok zor şartlar altında okudu. Babası bir fabrikada işçiydi. Annesi sekiz çocuğuyla aynı
evde yaşam mücadelesi veriyordu. Otobüse verecek parası üç yıl boyunca hiç olmamıştı. Bir ilçeden
başka bir ilçedeki liseye yürüyerek gidip geliyordu. Okulu tam gün eğitim yapıyordu. Ama o çocuk
okulunun kantinine hiç uğramadı çünkü hiç harçlığı olmadı.
Sevgili Fakı Öğretmen’im biliyor musunuz, bana altıncı sınıfta yaşattığınız o gurur hiç peşimi
bırakmadı. Okumalıydım, mutlaka okumalıydım ve mümkünse edebiyat/Türkçe öğretmeni olmalıydım.
Çünkü beni ilk fark eden, cesaretlendiren, içimde kıvılcımlar yakan Türkçe öğretmenim olmuştu.
Bağcılar’da lise yıllarında oturduğum evde hiç kendi odam olmadı. Bir odada soba yanıyordu.
Ama ben ders çalışmaktan ve kitap okumaktan bir gün bile vazgeçmedim.
Sevgili Fakı Öğretmen’im o tebrik ettiğiniz öğrenciniz ilk yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandı. Okulunu bitirdi ve öğretmen oldu.
Sevgili Fakı Öğretmen’im dört farklı şehirde öğretmenlik yaptım. Tüm amacım sizin gibi,
öğrencilerimin yüreğine dokunmak oldu. Aynen sizin gibi asgari disiplini elden bırakmadım ama
babacan tavrımdan da hiç vazgeçmedim. Hiçbir öğrencimin umutlarını yıkacak tek kelime etmedim. Her
daim öğrencilerime umut olmaya, onları umutlandırmaya çalıştım.
Benim için hem bir Türkçe öğretmeni hem de rehber öğretmen oldunuz. Bana verdiğiniz umut
ve kazandırdığınız okuma alışkanlığını hem öğrencilerime hem de iki kızıma aktarmaya çalışıyorum. Size
sunabileceğim en büyük teşekkürün iyi öğrenciler yetiştirmek olduğunun bilinciyle öğretmenlik
yapıyorum.
Sevgili Fakı Öğretmen’im siz kalbime dokundunuz, umutlarımı yeşerttiniz, bana ilham kaynağı
oldunuz. Bugün anlıyorum ki iyi bir öğretmene denk gelmek gerçekten büyük bir şansmış. Sevgili Fakı
Öğretmen’im bana kattığınız her şey için size minnettarım.
24 Kasım Öğretmenler Günü’nüzü kutlar, ellerinizden öperim. İyi ki sizinle yollarımız kesişti. İyi ki
hayatıma dokundunuz.
AYDIN SÜT