24 Kasım İstanbul Geneli Liseliler arası Öğrenciden “ÖĞRETMENİME GÖNÜLDEN MEKTUP” mektup yarışması sonuçları

Tarafından gönderildi: Emrah ayhan parlak

2. Hazal YAVRU

Ömrünü vatanın her bir ferdini

yetiştirme uğrunda harcayanlara…

Sevgisi ve Bilgisiyle Gönlümü Dolduran Öğretmenim,

            Sana yüreğimin derinliklerinden sesleniyorum. Beni duyduğuna eminim. Sen, gönül sesini en iyi tanıyansın…

Dünyaya gözümü açtığımda yanımdaydı annem; ilk adımımda, ilk konuştuğumda yanımda. Büyüdüm sonra ve o gün geldi. Annem beni okulun kapısından bıraktı, gitti. Hayatımda ilk defa yalnız hissettim kendimi. Henüz çok küçüktüm, korktum. Sonra sen geldin güler yüzünle, içimi ısıtan bakışların aldı götürdü bütün korkumu. Yeni hayatımın ilk basamaklarını çıkarken tuttun elimden, güç verdin bana; düşerdim yoksa.

Daha o gün anlamıştım, ben büyüdükçe ailem de büyüyecek. Çünkü okulu ikinci evimiz yapan şey içindeki insanlarmış, zamanla öğrendim. Sonra harfleri öğrendim ve ısrarla yanlış yazdım onları, sabırla tekrar tekrar gösterdin bana. Harfler hecelere dönüştü, heceler kelimelere, cümlelere… Dilimi öğrettin bana. Hem lisanımı hem gönlümü bildim senden aldıklarımla. Yüce peygamberin halifesi bile kendisine bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olmaya razıyken ben sana borcumu nasıl öderdim?

Sonra sayıları öğrendim, yan yana koydukça büyüdüler de büyüdüler ama hiçbir zaman üstümdeki emeğine karşılık gelecek kadar olamadılar. Ben nasıl büyük adam olacağım, nasıl iyi insan olacağım, nasıl kötülerden koruyacağım kendimi; hepsinin anahtarını verdin bana teker teker.

Seneler birbirini kovalarken hayatımın ilk ciddi sınavında benimle beraber sen de uyuyamayınca anladım öğretmenliğin okulda bitmediğini. Heyecanıma ortak oldun, başarıma benden çok sevindin ve bunu onlarcası için yaşadın. Kaç kişinin onlarca çocuğu olur ki? Sen bu saçları boşuna ağartmamışsın. Sonra ben liseli oldum. Bir daha hiçbir öğretmenimi bu kadar sevmem sandım. Ama sen aslında bu mesleğe gönül verenlerin hepsiymişsin. Kara tahtaların, beyaz tahtaların başına geçip yüz yıldır dersler anlatan da teftişi sırasında bir sınıfta “Unutmayın ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir.” diyerek saygısından oturmayan başöğretmenimiz Mustafa Kemal de senmişsin. Sultanahmet Mitingi’nde işgali protesto edip millî mücadeleye çağıran Halide Edip’te de daha hayatının baharında kutsal mesleğine kavuşmanın mutluluğunu yaşarken hainler tarafından şehit edilen, “Mağusa limanı limandır liman /Beni öldürende yoktur din iman.” diyen buğulu sesini dinlediğimiz Aybüke öğretmende de sen varmışsın. Sayısız bilim insanının, yazarın, sanatçının omzundaki el senin elinmiş. Sen geçmiş, bugün ve gelecekte aynı anda varmışsın meğer!      

Ben lisede senin en güzel halinle tekrar karşılaştım. Bir arkadaş gibi sıkıntımı dinledin, bir anne gibi nasihatler verdin. Yeri geldi bizimle çocuk oldun ve ben o gün sana çok özendim. Bir anneydin, bir öğretmendin; başında eksik olmayan bir sürü dert, sırtında bir dağ yükü iş vardı. Ama bir gün yoruldum dediğini duymadım. Hep bize daha fazlasını vermeye çalıştın. Ben senin kadar güçlü değildim galiba, kimi zaman yolumu şaşırdım. Kayboldum sanırken yine bir köşede seni gördüm. Anneler hisseder, dedin sadece.

En büyük emekçi sensin öğretmenim. Eğitimi sadece imkânı olana değil yurdun dört köşesine aynı eşitlikte sunan Cumhuriyet’sin. Bu memleketin her karış toprağında bir çocuğu daha ülkeye kazandırmak için çırpınan dertli ve nadide bir yüreksin. Ne diyordu Mahmut Hoca: “Okul sadece dört yanı duvarla çevrili, tepesinde dam olan yer değildir. Okul her yerdir. Sırasında bir orman, sırasında dağ başı. Öğrenmenin, bilginin var olduğu her yer okuldur!” Sen her yerdesin öğretmenim ve her yer bir okul sayende. Bugünkü hayatı var edensin: Doktor, mühendis, asker, çiftçi, işçi… Hepsinin altında imzan var!

Bir çocuğun en büyük şanslarından biridir iyi bir öğretmene sahip olmak. Ne kadar şanslı biriyim ki yolum seninle kesişti. Bunun için ne kadar teşekkür etsem az kalır. Başarının en temeli ve gizli kahramanı, vatana hayırlı evlat yetiştirmek uğruna bir ömür harcayan fedakâr öğretmenim; belki senin yaptıklarının yanında bir hiç ama ileride bir gün “Bu doktor benim kızım, tedavimi yapıyor; bu adamın iyi bir sanatçı olacağı o günlerden belliydi, portremi yapıyor; işte benim mimar evladım, yenilikçi bir yapı çıkarıyor meydana…” dediğinde çocuklarının gözlerindeki gururu göreceksin. İşte o zaman emeklerinle onur duyacaksın. Belki borcumuzu ödemiş olacağız…

 Zaman geçiyor ve bir şeyleri yanında götürüyor olsa da sen hep hayatımda var olacaksın, yol göstericim. Doğrularımda olduğu gibi yanlışlarımda da arkamda durduğun için, her yeni adımımda cesaret verdiğin için, bana kattığın her şey için sonsuz teşekkürler. Minnettarım.

 İyi ki varsın, iyi ki benim öğretmenimsin, gönlümün sesisin. Sen demişsem, sen kaç kişilik bir eğitim ordususun!..

      Sonsuz saygı ve kocaman sevgilerimle…

YAZAN: Hazal YAVRU